enteLesan

Monday, October 16, 2006

ölüm...
Yokluğunun şarkıları çalar şimdi acıtarak
Bir siren sesi eşlik eder nice ablukaları yırtarak çıkan feryada
Ve bir şeytan fitneye koşar
Zulamda sevdanın dünden kalan kırıntıları
Ve elimde aç sefer tasları
Üstüme çekip yarının hüznünü
Kara taştan yastığım
Ve son yolcuğumda yanıma aldığım
Tiryakilikten de öte bir aşk
Ve bir acıyı yalandan paylaşmak
Ölüm…!
İnceden inceye titreten ve acıtan bir karın ağrısı
Çıldırasıya bağırtkan frekansı yüksek bir çığlık ki
İmkânsızdır duyulması
Gerisi düşmanın hazzı,
Gerisi dostun ağlaması…
Şimdi,
Dikkati çeken,
Senden kalmış orada öylece boş boş bakan aciz bir beden…
Ve sonrası,
Bir ah çekersin taa en derinden
Sinside olsa ecel dertlidir kederinden
Ve bu insan meşru kaderinden
Ne isyan edebilir ne de sitem…
Hoşça kalın dünyanın güzel insanları…

Friday, October 13, 2006

ılıca...
Seni sevmeli sevgilim…
Seni özlemeli,
Kışın kıran karına
Emirganın sen kokan nargile dumanına
Ve alaca puslu havada
Ilıcaya son yolcusunu alan her mavi otobüse inat
Seni özlemeli…
Seni düşünmeli,
Bu güneşin gebe olduğu yağmur
Ardından bir garın hasret kokan
Ve hep yeni vuslatlara mutluluk taşıyan
Yaptığı ile gururlu
Dünden daha huzurlu
Bir kaptan sevincinde
Seni düşünmeli…
Seni anlamalı,
Yanlışlığı kanıtlanamamış her cümlenin asaletinde
Ve bir şairin ardında bıraktığı hazinenin farkında olmayarak
Giderken, son yolculuğun verdiği ebedi saadetinde
Seni anlamalı…
Seni anlatmalı,
Oğula ve kıza
Bir nebze de olsa
Kanıt olarak insanlığa
Seni anlatmalı…

Seni yazmalı,
Ama nasıl?
Ruhun asil…
Hiçbir nesil, benzemez ruh yansıması cemaline
Uzat ellerini ellerime
Sen dünümsün, bu günüm ve yarınım
Bende senin olmalıyım elbette…
ERZURUM 2006-09-26

hayat işte...
Fiyakalı bir ayrılık resmi gibi durur
Kapıya karşı o dört demirin itip kakışan arkadaşlığı
Küf tutmuş her biri
Acıyla sıvanmış
Yaşamışlığın ve yaşlanmışlığın ispatı
Uzaktan bir aynasız sesi
Tedirgin eder beni
Utanırım seyredemem âlemi
Âlem seyreder
Hatta düşmanlığın sonucuna örnek bir portre gibi
ima ederlerbeni
Kapatamam bu acı ayıbı yoktur odamın perdesi

Thursday, October 12, 2006

Ve şimdi her şeyin sonrası bir yalnızlık hikâyesi
Gerisi üç beş boş söz
Gerisi bir lalın anlamsız ifadesi
Yalnızım
Yalnızsın
Yalnız şimdi
Sok bağrıma ellerini
İçerden yar içerden
Sök

Al avuçlarına yüreğimi
Çatlayan her damar zikretse de seni
Yalnızım
Yalnızsın
Yalnız şimdi
Devran döner zaman her günde yener kendini
Sızar yaralardan oluk oluk
Yalnızlık kanla yıkar bedenini
Ve ben tek solukluk şiirlerin şairi
Kazısam da tırnaklarımla beynimin en ücra köşelerine ismini
Yalnızım
Yalnızsın
Yalnız şimdi